İngiltere ve Türklerin Göçmenlik Halleri

Cansu Denef Busun


Hayat karmaşık ve bilinmez bir serüven. Nereden baktığına göre şekillenen ve kronolojik olarak dizilebilecek anıların toplamı belki. Doğum ve ölümün arasında gecen ve akılda kalabilen sadece birkaç anı belki de, kim bilir… Biz de bu serüvende anılar biriktirirken birçok kararlar alıyoruz. Göçme kararı da, zorunlu ya da değil, en zor kararlardan biridir bence hayattaki. Bir yandan bıkkınlık, ekonomik yetersizlik ya da yaşadığı ülkeye karşı psikolojik ya da ekonomik anlamda güvensizlik. Veya bambaşka bir sebep; savaş durumu ve buna bağlı olarak kişinin ve ailesinin can güvenliği sorunu, evsizlik, yurtsuzluk…




Bizim göç hikayemiz de Ekim 2019’da başladı. Ailecek yıllardır aklımızda olan yurtdışına taşınma isteğimiz de aslında daha iyi koşullarda, farklılıklarla birlikte, yeni bir yerde yaşama isteğimizin sonucuydu. Göçmenliğin en zor olduğu söylenen ilk yıllarını göze alarak İngiltere’de yaşamak üzere Ankara Anlaşması’na başvurumuzu yaptık ve 2019 sonuna yaklaşırken sonucumuzu olumlu olarak aldık. Sonrasında da Türkiye’deki evimizi kapattık ve İngiltere’ye taşındık. Maalesef sonrasında da neredeyse 1 yıldır içinde yaşadığımız Covid-19 salgını iyice kendini gösterdi ve Mart 2020’de her yer kapandı. Henüz bazı resmi işlemlerimizi bile gerçekleştiremeden kapanma durumu meydana geldiği için biz de bir süreliğine Türkiye’ye dönmek durumunda kaldık. Evimizi kapatmış olmamızdan ötürü 6 ay kadar bir yakınımızın evinde Korona salgınının biraz olsun iyiye gitmesini bekledik. Zorlu geçen 6 aydan sonra Eylül ayında tekrar İngiltere’ye döndük. Bir yıllık oturum iznimizin dolmasına ve oturum izni uzatma evraklarını hazırlayıp teslim etmek için az bir süre kaldığı için kısa sürede birçok şeyi halletmeye çalışırken ne çok yorulduğumuzu düşünmeye dahi vaktimiz olmadı. Yeni bir hayat, oturum izni uzatmasına dair evrak işleri, ev bulma, okul evrak işleri, banka işleri, hele de her yerin kapalı olduğu Covid-19 ortamında olması gerektiği için göçmenliğe zor ve mecburen hızlı bir giriş yapmış olduk diyebiliriz.


Burada geçen kısa ama yoğun zamanımıza bir göçmen gözüyle baktığımızda karşımıza belli başlı noktalar göze çarpıyor. Bana göre bunlardan ilki; Ankara Anlaşması ile yeni gelen bazı Türklerin, bazı Türklere ait firmalarda söz konusu vize türünden ötürü “freelancer-contracter” statüsünde yani sözleşmeli olarak çalışması ve bu Türk firmalarında daha fazla çalışma saatleriyle az ücretlerle çalışmaları. “Yeni geldiği için bana mecbur nasılsa…” zihniyetiyle buna maruz bırakılan Türkler, bu şartlara göçmenliğin getirdiği çaresizliklerden dolayı katlanmak durumunda kalmakta. İnsan hakları noktasında maaşlı/tam zamanlı çalışamıyor bile olsa bu kişilerin maaş alan bir çalışandan, yani aslında devletçe hakkı tam manasıyla ödenen birinden bu kadar net çizgilerle ayrılması iyi sonuçlar doğurmamaktadır. Buradaki en garip durum da benim için; tarafların ikisinin de Türkiyeli oluşu. Bir diğer ilginç durum ise; işyeri sahiplerinin ekonomik durumlarının çoğunlukla görece olarak iyi, çalışanların ise henüz ülkenin parasını kazanma durumuna geçemediği ve paraların değerlerindeki farklılıklardan dolayı görece olarak pek iyi olmamasıdır. Yani burada bir fırsattan istifade durumu söz konusudur.


Yeni bir göçmen için hayatını kurmak, o ülkenin para birimini kazanana kadar elindekileri eritmesi, yeni ev, çocuklarına yeni okul vb türlü durumları göz önüne alırsak; “Ben de zamanında çok çektim, o da çekecek tabii” gibi bir acımasız düşünce biçimi hem göçmenlerin entegrasyonunu zorlaştırmakta, hem de Türklerin bir İngiliz’in gözüyle imajını zedelemektedir, ki bu durum dışarıdan bakıldığında sosyo-kültürel anlamda Türklere dair genel bir durumu yansıttığı hissi verebilmektedir. Bu da yine ülkenin göçmenlere dair entegrasyon politikalarına uzun vadede zarar verebilmektedir.


Gözlemlediğim diğer konular da; İngiltere’de evrak işlerinin ağır işleyişi. İngiltere’ye geldikten sonra 1 yıl ya da 3 yılda bir-duruma göre değişen, Oturum İzni Uzatma başvuruları ve buna dair evrak hazırlama süreci olacaktır. Bu süreçte dileyen kişiler danışmanlarla çalışmaktadır. Bunun yanında, mutlaka çalışmanız gereken kişiler ise muhasebecilerdir. Serbest çalışan olarak faturalarınızın ve muhasebe bilgilerinizin düzenlenmesi ve belli bir düzende İngiliz devletine sunulması şarttır. Bu anlamda da oldukça güçlüklerle karşılaşılmaktadır. Bazı danışman ve muhasebecilerle işbirliği halinde evrakların hazırlanması sürecinde zorluklar yaşanmaktadır. Ankara Anlaşmalıların öncelikle iş kurma sebebiyle İngiltere’ye geldikleri düşünülürse, ilk ihtiyaçlardan biri de, işlerini kurarken ve yürütürken bazı somut desteklerin verilmesidir. Türkler arasındaki işbirliği de, bana göre olması gereken düzeyde değildir. Bu noktada Ankara Anlaşmalılar için; hem dil bilmeyenlere dil desteği ve firmaları için danışmanlık desteği, hem de oturum izni uzatma evraklarının hazırlanma süreci için de daha sistematik bir danışmanlık desteğine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konularda kişilerin desteklemesi ve profesyonel bir sistem oluşturularak ilerlenmesi Türklerin hayatını kolaylaştırarak işlerine ve yeni ülkelerine daha iyi adapte olmalarını sağlayacaktır.


Ayrıca, Aralık sonunda gerçekleşmesi beklenen Brexit süreci de bundan sonrası için farklı durumlar oluşturabilecek gibi görünmektedir. Yani işler Türkiye'den gelmek isteyenler için daha da zorlaşacak gibi durmaktadır. Bununla ilgili ayrıntıyı başka bir yazıda paylaşmak istiyorum.


Hep vurguladığımız gibi; tüm göçmenlerin olduğu gibi Türklerin de İngiltere’ye toplumsal ve ekonomik entegrasyonunun sağlanması bizlerin bugününü, çocuklarımızın ise yarınlarını şekillendirmektedir.


Biz bunu birlikte gerçekleştirebiliriz, inanıyorum.


18 Aralık Dünya Uluslararası Göçmenler Gününüz kutlu olsun!