© refugeenewsturkey.org

Bu web sitesi içeriğinin sorumluluğu tamamıyla www.refugeenewsturkey.org ‘a  aittir ve AB'nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

 Bu web sitesi Sivil Düşün AB Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır.

Mülteci çocukların okullarda adı yok

10/9/2019

Ayşegül Özbek*
 

 

Bir öğretmen anlatıyor: "Türkiyeli bir öğrenci şiddet uyguladığında 'Ahmet, Mehmet yapma!' deniyor. Ama Suriyeli bir çocuk yapınca 'Suriyeli yaptı' oluyor. Mülteci çocuğun adı yok.

 

 

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) raporuna göre dünyada 7.1 milyon mülteci çocuğun yarısı okula gidemiyor. Geçen hafta yayınlanan "Mültecilerin Eğitim Krizi" raporuna yansıyan bu veri, yaşları beş ile 18 arasındaki 3.7 milyon çocuğun eğitim hizmeti alamadığını ortaya koyuyor. 

 

Raporda ayrıca Türkiye'de okul çağında 1 milyon mülteci çocuğun bulunduğu, Türkçe dil programı başlatıldığı, bu kapsamda eğitim araçlarının hazırlandığı ve ek öğretmenlerin göreve alındığı belirtiliyor.

 

Peki, yeni eğitim öğretim yılının başladığı bugün, Türkiye'de mülteci çocuklar ne kadar kapsayıcı eğitime dahil olabiliyor. Okullardaki iklim çocuklar için ne durumda öğretmenler anlattı. 

 

Beyoğlu bölgesindeki bir ilk okulda çalışan öğretmenin geçen yıl sınıfında beş mülteci çocuk vardı.

 

"Kapsayıcı eğitimde birkaç ayaklı; veli, sistem, kültürel ve dil farklılıkları sorunu var" diyor.


Mülteci çocukların eğitimi konusunda öğretmenlerin yeteri kadar eğitim almadığını ve "Öğrenciler sınıfa atıldı ve öğretmen inisiyatiflerine bırakıldı adeta" tanımlaması yapıyor.

 

"Bu nedenle öğretmenlerin çok tıkandığı noktalar oldu. Sistemde bu nedenle yapısal problemler var.

 

"Eğitim sistemi başarı merkezli olduğu için sınıf başarılı olunca öğretmenin öz saygısı da artıyor. Ancak mülteci çocuklar gelince başarı düştü. Öğretmen/öğrenci ilişkisi de zedelendi bu nedenle. Öte yandan eskiden Geçici Eğitim Merkezileri (GEM) vardı. GEM'ler kapatılınca sınıf mevcutları da 50'lerden 60'lara çıktı.

 

"Öğretmenden önce toplumsal iklim etkili"


Mülteci çocuklar özelinde kapsayıcı eğitimin veli boyutunun da problemli olduğunu aktarıyor ve "Veliler tehdit olarak görüyor mültecileri" diyor.

 

"Türkiye'deki veliler 'Sınıflarda mülteci istemiyoruz, mecbursak da benim çocuğumu ya yana oturtmayın' diyor.


Türkiyeli öğrencilerle mülteci öğrenciler arasındaki ilişki de öğretmenlere bağlı. Ama öğretmenden önce genel toplumsal iklim etkili okullarda. Göçmen karşıtlığı üzerinden büyüyor her şey.


Mülteci çocuklar şiddete meyilli deniyor. Bu çok normal. İfade etme beceresi yok ki çocuğun, dil bilmiyor. Ötekileştirme ve nefretle simgeleniyor. En başarılı öğrencim göçmendi. Bir gün ağlayarak geldi yanıma, bana bir şey satmıyorlar diye.

 

"Türkiyeli bir öğrenci şiddet uyguladığında "Ahmet, Mehmet yapma" oluyor. Ama Suriyeli bir çocuk yapınca "Göçmen yaptı oluyor." Yani göçmenin ismi yok. Sağcısı solcusu, Kürt, Alevi, göçmen karşıtlığıyla besleniyor.

 

Öğretmenlere yönelik de göçmenlik karşıtı politika tedbirleri alınması gerekir. MEB'de yapısal bir dönüşüm olmalı. Yapılandırıcı eğitime geçmesi gerekiyor. Hizmet içi eğitimler vermesi gerekiyor."

 

"Türkiyeli çocuğun ayrıcalık talebi var"


Daha çok İranlı, Afgan ve Suriyelilerin olduğu bir okulda çalışan 6. sınıf öğretmeni ise çocuklar arasında çıkan herhangi bir kavga esnasında "Sen kes sesini, defol git ülkene" dendiğini duyuyorum bazen. Ortaokullarda direkt memleketine dönmesi üzerine kuruluyor cümleler. Kavga sırasında ara buluculuk yapmaya çalışırken Türkiye öğrencilerden 'Benim yanımda olmanız gerekirken, beni tutmanız gerekirken Suriyelinin tarafındasınız' gibi söylemlerle çok karşılaşıyoruz. Türkiyeli çocuğun ayrıcalık talebi var yani."

 

 

"Şoke olduğum bir örnek yaşadım" diyor öğretmen ve anlatıyor:

 

"Derslerde sorulur ya 'Nasıl bir ülkede yaşamak istiyorsunuz, nasıl bir hayat hayal ediyorsunuz?' diye... Buna dört, beş öğrencim 'Arapsız, Suriyesiz bir ülkede yaşamak istiyorum' diye yanıt vermişti.  İlişkilerimizin iyi olduğu, aklı başında çocuklardı bunlar."

 

"'Kapsayıcı eğitim' diyerek sorunlar çözülmüyor"


Kapsayıcı eğitim uygulamaları üzerine çalışan, İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji ve Eğitim Çalışmaları Merkezi'nden (SEÇBİR) Kenan Çayır MEB'in son bir iki yıldır kapsayıcı eğitim ile ilgili olarak hizmet içi eğitim seminerleri eğitimler açtığını belirterek, öğretmenlere yönelik bu eğitimlerin önemli olduğunu aktarıyor ancak uygulamada hâlâ sorunlar olduğunu da ekliyor.

 

"Başlığı 'kapsayıcı eğitim' koyduğumuz zaman sorunlar çözülmüyor. Çünkü okul pratiklerimizde ya da toplumda ciddi ön yargılar ve kalıp yargılar var. Çok daha okulun farklı aktörlerinin işin içine girdiği ve çok önemli olan dil meselesinin çözüldüğü bir donanım gerek. En önemli mesele de dil meselesi. Daha bütüncül yaklaşım gerekiyor. Ayrıca o pratiklerin sürekli izlenmesi, iyi örneklerin aslında toplanması ve çoğaltılması gerekiyor. 

 

"Bir milyonun üzerinde okul çağında çocuk var. Ve bu çocukların epey bir kısmı da okul dışında. Çabalar var ama pratikteki sorunlar maalesef devam ediyor."

 

Öğretmenlerin çok ciddi olarak desteklenmesi gerektiğinin altını çizen Çayır şöyle devam ediyor:

 

"Öğretmenlerin ciddi anlamda güçlendirilmesi gerekiyor. Hem tutum hem de tavır olarak. Öğretmenlerin gruplar arası ilişkileri yönetme beceresini de artırmaları lazım. Ön yargı dediğimiz mesele aslında gruplar arasında olan bir durum. Benim sahada gördüğüm hakikaten çok iyi örnekler var. Öğretmenlerin iyi örneklerini paylaştığı, çoğalttığı ortaklıkların artması gerekiyor.

 

Tekil bir örneğin olmadığını çünkü her okul ve semtte durumun farklı olduğunu söyleyen Çayır, "Çünkü bazı okullarda mülteci öğrenci sayısı çok fazla, bazısında az, bazı semtlerde daha çok sorun var" diye ekliyor.

 

"Hap bir çözüm formülü yok"


Bu nedenle de hap bir çözüm formülü olmadığının altını çiziyor.

 

"Kelimenin hakiki anlamında kapsayıcı eğitim perspektifi gerekiyor. Sadece Suriyeli çocuklar değil her türlü farklılığı olan çocuklara yönelik bir perspektiften söz ediyorum.

 

"Okul toplumun dışında değil. Aynı şey engelli çocuklara da oluyor. Sınıfta fazla kaynaştırma öğrencisi olduğu zaman istenmiyor. Temastan kaçınılıyor. Ama artık bir şekilde birlikte nasıl yaşayacağımızın yollarını da bulmamız lazım. Eğitim uygulamalarını çoğaltılması gerekiyor. Bunu yaparken de mültecilere 'yabancı, bizden tamamen farklı' yaklaşımıyla değil, tam tersine birlikte olmak, bu kültüre gibi zenginlik getiriyor bakışı gerekiyor."

 

Çayır iyi örnekler ve uygulamaların çoğaltılması gerektiğini aktarıyor: 

 

"Çok zamana ihtiyacımız var. Uygulamaları bilmek gerekiyor. Çocukları okulun ilk günü çemberde oyunlarla, farklı dillerle, drama yöntemiyle kaynaştırdığınız zaman sınıfta güven ortamı yaratarak başka bir sınıf ortamı kuruyorsunuz."

 

*İstanbul - BİA Haber Merkezi

 

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

  • Facebook Basic Black
  • Twitter Basic Black
  • Black Google+ Icon
Please reload