"Arnavutlar, Çerkezler ve Pomaklar entegre edilebildiyse Suriyeliler de edilebilir"

Avrupa 2015 yılından beri mülteci kriziyle mücadele ediyor. Göçmen akını ve mülteci kabulü birçok ülkede iç siyaset malzemesine dönüştü. Uzmanlar, Brexit yani İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden ayrılma kararında mülteci krizinin önemli bir rol oynadığını söylüyor. Avrupa Birliği, yeni bir göç dalgasının önüne geçmek için her türlü maddi ve siyasi önlemi almaya çalışıyor.


Öte yandan, 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Türkiye bu anlamda çok büyük bir yük altında. Peki, Türkiye’nin Batılı ülkelere korku salan bu mültecilerin geleceği konusunda bir planı var mı? Mültecilerin orta vadede Türkiye’de yaşama entegre olması mümkün mü? Avrupa Birliği ve Amerika, Türkiye’ye mülteciler konusunda gerekli desteği veriyor mu? Amerika’nın Sesi’nden Ayşegül Smith, bu soruları Brookings Enstitüsü Türkiye uzmanlarından Prof.Dr.Kemal Kirişci’ye yöneltti.


Türkiye’nin ve Osmanlı İmparatorluğu’nun hem göçmen kabulünde hem de mültecilere kucak açma konusunda çok uzun bir geçmişi olduğunu hatırlatan Kirişçi, göçmen ve mülteci arasındaki farkı görmenin çok önemli olduğunu söyledi. “Mülteciler ülkelerindeki şiddetten, baskıdan ve savaşlardan kaçan kişilerdir. Ve uluslararası hukuk çerçevesinde devletler mülteciler konusunda bir takım yükümlülükleri üzerine almıştır” diyen Brookings uzmanı, bugün Türkiye’de bulunan üç buçuk milyondan fazla Suriyeli mülteciye bu çerçeveden bakmak gerektiğini vurguladı.

Kirişçi, “Hem Türkiye Cumhuriyeti hem de Osmanlı İmparatorluğu tarihte, Türkçe konuşmayan Tatarlar, Arnavutlar, Çerkezler ve Pomaklar gibi mülteci ve göçmenlere tarih içinde kucak açıp onları entegre edebilmiş” diyerek, Suriyeli mültecilerin Türkiye’de yaşama entegre edilmesinin mümkün olduğu mesajını verdi. Öte yandan, bunun çok sıkıntılı ve özveri gerektiren bir çalışma olduğunun da altını çizen uzman, Türkiye’deki bütün siyasetçilerin bu konuda ortak davranmasının çok önemli olduğunu söyledi.

Kirişçi, mültecilerin mali yükü konusundaysa, Türkiye’nin ve Lübnan, Ürdün gibi mültecilere kucak açan diğer ülkelerin, uluslararası toplumdan yeterli desteği almadığını belirtti. Ancak Brookings uzmanı, uluslararası toplumun mülteciler konusunda Türkiye’ye tamamen sırtını döndüğü intibası yaratan açıklamaların da yanlış olduğunu vurguladı. Kirişçi “Avrupa Birliği sık sık tenkit ediliyor ancak unutmamak gerekir ki mülteciler konusunda en büyük maddi ve siyasi yardımı Avrupa Birliği yapmaktadır” dedi.


AB-Türkiye ilişkileri konusundaki değerlendirmelerini de paylaşan Kirişçi, müzakereler konusunda iki tarafın da çoktan havlu attığını savundu. Brookings uzmanı “Türkiye’de demokrasinin giderek zayıflaması ve otoriterleşmenin yükselmesi, Türkiye’yi Kopenhag kriterlerinden hızla uzaklaştırdı. Bu da, AB içinde son derece olumsuz bir tablo yarattı” şeklinde konuştu.


Öte yandan, Avrupa’daki eski liberal değerlerin ve çeşitlilik konusundaki toleransın kaybolduğunu kaydeden Kirişçi, Mayıs’taki Avrupa Parlamentosu seçimleriyle birlikte Avrupa Parlementosu’nun daha da sağa kaymasının beklendiğini söyledi.


Brookings uzmanı, Avrupa Birliği ve Türkiye arasındaki son ortaklık konseyi toplantısında, Gümrük Birliği’nin güncelleştirilmesi konusunda olumlu bir havanın oluşmamasının da kaygı verici olduğunu belirtti.




 Bu web sitesi Sivil Düşün AB Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır.

Bu web sitesi içeriğinin sorumluluğu tamamıyla www.refugeenewsturkey.org ‘a  aittir ve AB'nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

© refugeenewsturkey.org