Mülteci dramını anlatan "Mor Ufuklar” Madrid Film Festivali'nden iki ödülle döndü

31/7/2017

 

Suriyeli Meryem'in iç savaştan kaçarken tüm ailesini kaybetmesiyle yaşadığı tramvatik sürecin anlatıldığı “Mor Ufuklar” filmi, Madrid Film Festivali'nden iki ödülle döndü. Dünya'nın mültecilere kayıtsız kaldığını söyleyen yönetmen Olgun Özdemir, “Batı’nın kayıtsızlığını bu filmle dünyanın gözüne sokmak istedik” derken yapımcı Osman Subaşı ise, “Avrupa Türkiye'nin merhametini gördü” diyor.

Ülkesindeki iç savaştan kaçan Suriyeli Meryem'in yaşadıklarını ve iç mücadelesini beyazperdeye taşıyan "Mor Ufuklar" filmi, Madrid Film Festivali'nde "En iyi müzik" ve "En iyi yardımcı kadın oyuncu" ödülüyle geçtiğimiz hafta ülkemize döndü. Yapımcılığını Osman Subaşı'nın yaptığı filmin yönetmen koltuğunda ise Olgun Özdemir oturuyor. Mültecilerin dünyada uygulanan ayrımcılık politikalarına maruz kaldığına değinen Subaşı, bu filmin dünyaya önemli bir mesaj verdiğini söylüyor ve ekliyor: “Bu gökkubbe etrafında tüm insanların kardeşçe yaşayabilmelerine yönelik bir mesajımız vardı. Türkiye'nin göstermiş olduğu fedakarlığı dünyada neredeyse hiçbir lider göstermedi. Biz de bunu filmimiz sayesinde görmelerini sağladık.” Yönetmen Özdemir ise, “Dünya, Suriyeli mültecilere kayıtsız kalıyor. Aylan bebek eğer Arap kıyafeti giyseydi bu kadar konuşulmazdı. Çünkü Batı Aylan bebekte tişört ve şortuyla kendi çocukluğunu gördü” şeklinde konuşuyor. Bizde Subaşı ve Özdemir ile filmi ve festival sürecini konuştuk.

 

“Mor Ufuklar” adlı film Suriyeli mülteci Meryem'in tüm ailesini kaybetmesiyle yaşadığı mücadeleyi anlatıyor. Özellikle neden bu konuya değinmek istediniz?

 

Osman Subaşı: 20. yüzyılın en büyük sorunlarından biri göç. İnsanlar ne yazıkki göç ettiği yerde ayrımcılık politikalarına maruz kalmıştır. Suriyeli mültecilere Türkiye'nin göstermiş olduğu yakınlık, misafirperverlik, ensar-muhacir kardeşliğine dönüşebilen bir yakınlıktan söz etmeye çalıştık.

 

Olgun Özdemir: Tamamen evrensel bir konu. Sadece Ortadoğu'yu ilgilendirmiyor. Tüm dünya için önemli. Fransa ya da İngiltere'nin başkentinde ufak bir şey dahi olsa yaygarayı kopartıyorlar. Asıl sorun Ege'de değil, Akdeniz'de. Libya ve İtalya arasında. Bizde küçük botlar kullanılıyor. Ama orada 1000 ya da 2000 kişinin bindiği botlar, gemiler var. Biz onların birçoğundan habersiziz. Kaç kişinin öldüğü bile belli değil. Avrupa'da 12 milyon kayıt dışı mülteci var. Bu Ortadoğu ya da Müslüman ülkesi olduğu için mi böyle anlamadım.

 

AMACIMIZ DÜNYANIN GÖZÜNE SOKMAKTI

 

Filmde özellikle vermek istediğiniz bir mesaj var mıydı?

 

O.S: Mesajımız aslında netti. Suriye mültecilere Türkiye'nin göstermiş olduğu fedakarlığın dünyada neredeyse hiçbir lider tarafından gösterilmediği ortada. İnsanın gönlünde herhangi bir sınırın bulunmadığı, bu gökkubbe etrafında tüm insanların kardeşçe bir şekilde yaşayabilmelerine yönelik bir mesajımız vardı. Filmi de buna göre uyarladık.

 

O.Ö: Aylan bebeğe ve dünyanın kayıtsızlığını bu filmle dünyanın gözüne sokmak istedik. Dünya bu olaya kayıtsız kalıyor. Ben filmi çektikten 1-2 hafta sonra bir Amerikalı ulaştı. Bu konuyla hassas olan insanlar da var.

 

Film, Madrid Film Festivali'nden iki ödülle döndü. Festival süreci nasıl geçti? Dünyanın ilgisi nasıldı?

 

O.S: Yaklaşık 400 film içerisinde bizim filmimiz yarıştı. En iyi yardımcı kadın oyuncu ve en iyi müzik ödülüyle döndük. Festival süreci yaklaşık 8 gün sürdü. Biraz göç, biraz Suriye, biraz gizem sebebiyle bizim filmimize de yoğun ilgi vardı. İzleyemeyen arkadaşlar izlemek istediklerini ve kendi ülkelerinde sinema salonlarında göstermek istediler. Kanada, Hindistan, İran'dan yapımcı arkadaşlar filme yoğun ilgi gösterdi.


HOLLYWOOD ŞİDDETİ BU FİLMDE YOK

 

Prestijli bir festivalden ödülle dönmek sizin için ne ifade ediyor?

 

O.S: Bu ödül bize doğru bir konu seçtiğimizi düşündürdü. Ama asıl hedefimiz Türkiye'nin fedakarlığına dikkat çekmek. Filmi farklı festivallere de göndereceğiz.

 

Mültecilerle ilgili birçok film çekiliyor. Bu filmi diğerlerinden ayıran şey ne oldu?

 

O.S: Sinema ekranında şiddeti sonuna kadar Hollywood sayesinde görüyoruz. Tüm dünya şiddeti tattı. Bu zamana kadar araba yarışlarından tutun da şiddetin her türlüsünü izledik. Suriyenin en naif hikayesini film yapmaya çalıştık. Bir ailenin dramını en naif haliyle sinema sahnesine taşımaya çalıştık. Şiddetin yaşanan boyutu aslında o kadar yüksek ki... Kulakları sağır eden bir çığlık ve insanın tahammül edemediği pek çok sahne sinemada. Biz bunların gösterilmesini doğru bulmadık.

 

O.Ö: Bu yapımın realite açısından farkı olduğunu düşünüyorum. Biz filmi çekerken bize dil konusunda yardımcı olması için Suriyeli bir mülteciden yardım aldık. Kendi hikayesini de dinledik. Biraz onun hikayesi biraz kurmaca bu filmi çekmiş olduk. Bir kadın ya da çocuk üzerinden anlatmak sinemada daha etkili oluyor.

 

BATI AYLAN BEBEKTE KENDİ ÇOCUKLUĞUNU GÖRDÜ

 

Filmi yazarken ve yönetirken en çok neyden etkilendiniz?

 

O.Ö: Empati kurmaya çalıştım. Benimde 2 tane kızım var. Onları düşündüm. Savaşmak bu adamların genlerinde yok. Empati kurduğum zaman rahatsız oluyorum.

 

Batı bu filmle kendine ders çıkarabilecek mi sizce?

 

O.Ö: Batı Aylan bebekte kendi çocukluğunu gördü. Batı, tişörtlü, şortlu, spor ayakkabılı bir çocuk gördü. Eğer Arap kıyafetli birini görseydi daha farklı davranacaklardı. Kayıtsız kalacaklardı. Artık Suriyeli hikayesi olduğunda en vicdansızında bile etkisi oluyor. O yüzden ilgi gösteriliyor. Diğer filmlere nazaran ilgi yüksek oluyor ama uygulamaya gelince kayıtsız kalıyorlar. Dünya'da bu filmden kendine muhakkak bir ders çıkaracaktır.

 

Bizimki karınca misali

 

Avrupa'nın mültecilere olan bakış açısını sanatla bozmak gibi bir amacınız mı vardı?

 

Osman Subaşı: Bizimki bir karınca hikayesi aslında. Sadece doğru bildiğimiz yolda yürümek ve ulaşamasakta bildiğimiz yolda can vermek gibi bir şey. Avrupa'nın içine girdiğimizde mültecilere birtakım mesajlar verildiğini görüyoruz. “Hoşgeldiniz mülteciler” gibi mesajları var ama sınırlar, duvarlar örülmüş. O kapıdan içeri girebilirseniz girin ama eğer sınırda can verseniz sizi görmezler. Bu çok kötü bir durum.


Beyazperde bombadan güçlü

 

Sosyal meselelere değinen filmleri beyazperdeye aktarmak ne derece önemli?

 

Olgun Özdemir: Çok önemli. Beyazperdenin 10 binlerce bombadan fazla gücü var. Bu hikayeleri ne kadar arttırırsak o kadar güçlü oluruz. Özellikle Suriyeli mültecilerin hikayelerini sinemada arttırmalıyız ki sesimizi ve Türkiye'nin merhametini dünya görsün.

 

Röportaj: Ayşe Deniz

 

 

 

Share on Facebook
Share on Twitter
Please reload

 Bu web sitesi Sivil Düşün AB Programı kapsamında Avrupa Birliği desteği ile hazırlanmıştır.

Bu web sitesi içeriğinin sorumluluğu tamamıyla www.refugeenewsturkey.org ‘a  aittir ve AB'nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

© refugeenewsturkey.org